Engin Akyürek’in dergiciliğinin ve yazarlığının bilinmeyenleri

ATV’de yayınlanan Ölene Kadar dizisiyle ekrana dönen Engin Akyürek’in yazar olduğu ve arkadaşlarıyla bir dergi çıkardığı ortaya çıktı. İşte Ölene Kadar’ın Dağhan’ı Engin Akyürek’in yazarlığı ve dergiciliği hakkında bilinmeyenleri…

Engin Akyürek’in dergiciliğinin ve yazarlığının bilinmeyenleri Röportaj

Ölene Kadar dizisi ile uzun süren ekran hasretine son veren ünlü oyuncu Engin Akyürek, meğer bir yazarmış.

Engin Akyürek, bir yıldır arkadaşlarıyla Kafasına Göre isimli bir dergi çıkarıyormuş. Hatta Engin Akyürek, burada yazarlık yapıyormuş.

Sabah Gazetesi’nden Sonat Bahar’a konuşan Engin Akyürek, yazarlığını ve dergiciliğini anlattı.

İŞTE O RÖPORTAJDAN KESİTLER:

Engin Akyürek’in bir yıldır arkadaşlarıyla bir dergi çıkardığını hatta orada yazarlık yaptığını öğreniyorum. Bugüne kadar 12 yazısı yayımlanmış... Yazılarında birebir kendine dair hikayeler anlatmasa da, hayatının ayak izlerini bulmak mümkün.

- Kafasına Göre isimli bir dergide yazılar yazıyorsunuz. Derginin oluşum aşamasında da varsınız. Nereden çıktı tüm bunlar?

- Okudunuz mu yazılarımı? Nasıl buldunuz, merak ediyorum objektif görüşleri...

- Hepsini okudum. Sizinle ilgili kafamda bir imaj vardı; sessiz, çekingen, gizemli sıfatlarını barındıran... Aslında epey farklı olduğunuzu ve 18 yaş öncesi döneminize epey takıldığınızı düşündüm... Yanılmış mıyım?

- Evet o dönem benim için değerli. O yazıları kendi üstümden anlatıyormuşum gibi kurmaca bölümleri de var. Birebir benim çocukluğum değil. Biraz bana değen, biraz gözlemlediğim, biraz Ankara, biraz 90'lar, biraz bilinçaltım ve beklentilerimle ilgili.

- Öykülerden birinde aynı kıza âşık olduğunuz bir kankanızı anlatmıştınız. Öyle biri yok mu?

- Mehmet diye biri yok. Ama lisede okuyup da, bir arkadaşınızla aynı kıza âşık olmamanız mümkün değil. Bu gibi durumlar oldu tabii.

- Dergi fikri nasıl ortaya çıktı?

- 20 yıldır Türkiye'deki dergileri ve dergicilik piyasasını çok iyi takip ediyorum. Çıkan edebiyat, mizah, tarih dergilerini kaçırmam. Ankaralı eski bir arkadaşım var Yasin Öksüz, onunla kendi aramızda hep konuştuğumuz bir şeydi dergi çıkarmak. Ama hep masada kaldı. Sonra bir gün gerçek oldu. Kafasına Göre diye bir dergi çıkarmaya karar verdi, herkesin yazacağı bir platform gibi düşünmüştü. 12 sayıdır farklı mesleklerden, farklı gruplardan insanlar, bize ulaşan ya da bizim ulaştıklarımız yazı yazıyor. Ben de yazıyorum. Önce daha küçük çaplı düşünüldü... Ben daha büyük düşünülmesi için teşvik ettim.

- Size yakın bir şey mi yazmak?

- Üniversite döneminden beri yazdıklarım var. O dönem öyle bir ortam vardı etrafımda ve yazarak kendimi iyi hissediyordum. Tüm o yazdıklarım eski dolaplardan çıktı, tozları silkelendi... Hatta ilk sayıdaki yazı, 21 yaşımdayken yazdığım bir öykü. Sonra yeni yazılar yazmaya başladım. Fark ettim ki, yıllar yazdığım şeyleri değiştirmemiş. Hâlâ 21 yaşımdayken neleri kaleme alıyorsam yine o konularda yazıyorum. Belki de başka bir şey anlatamıyorum. Bir çocuğun ve gencin başından geçenler aslında yazdıklarımın ortak noktası. Bunu bir kitap haline getirmek istiyorum.

- Niye çocukluk ve gençlik yıllarına bu kadar takıldınız?

- Benim ergenliğim çok naif ve güzel geçti. Belki de güzel geçtiği için, o dönemle bu kadar dalga geçebiliyorum.

- Ergenliğin güzel geçeni nasıl oluyor?

- Çok kötü bir ortamda büyüyüp, başımdan bin tane kötü şey geçmiş olabilirdi. Öyle değildi benimki... Dünya üzerinde yaşayan üç milyar erkeğin yaşadığı ergenlik sorunlarını yaşadım. Biraz biyolojik sorunlar, kafayla kimyanın birbirine denk olmaması gibi sıradan ergenlik halleri. Yetişkin hayatında mutsuz bir insan gördüğünüzde onu biraz deşerseniz, ergenliğinde sıkıntılar olduğunu görürsünüz. Benim öyle değil. O yüzden ergenlik eğlenceli ve dalga geçilesi bir dönem benim için.

- Kendinizi ifade etme aracı mı yazmak?

- Hayatla ilgili duygularımı paylaşıyorum. Hissettiğim bir şeyleri aktarıyorum. Herkes mutsuz, herkes birçok şeyden şikâyet ediyor, herkes yalnız... Ben çözümü içimdeki çocukla ilgilenerek buldum. Hayıflanmayı çok sevmem, böyle durumlarda bir şey bulmak, bir duygunun peşine takılmak gerektiğini düşünürüm. Modern hayatın faydalarını ve gereklerini hayatımıza katıp ilkel birer varlık olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Geçmişte yaşanan şeyler çok yüceltilir, öyle bir yerde değilim. Hepimiz bu ülkede yaşadık, 80'ler güzel miydi? Hayır. Daha naifti ama zordu. 90'lar, güzel miydi? Ne tadı, ne tuzu vardı.

- İçinizde eskiye dair bir özlem yok o zaman...

- Yazdığım şeyler geçmiş konulu ama ileriye yönelik bir özlem. Modern hayatta bir arayış içindeyiz ve onu da eskide arıyoruz. Geçmiş değerli bir şeydir ama ona takılmam. Modern hayat bir şeyler sunuyor ama ne götürüyor. Modern hayatın benden götürdükleri kafayı taktığım bir şey. Sadece akıllı telefonlar, sosyal medya üzerinden konuşmuyorum, duygulardan söz ediyorum. Birbirimizi anlamak, hissetmek eskisi kadar kolay değil. Hayatta anlar vardır, o anlar da değerlidir. Çocukken o kadar eğlenip, mutlu oluyorken şimdi niçin bu kadar sert ve mesafeli ilişkilerimiz. Bunlar aslında kafamdakiler. İçimizdeki çocukla ilgili...

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Medya İnternet